Yaşanabilir Bir Dünyada Nice Yaşlara
Aradığınız Firma Bu değil mi? Öyleyse Arama Motorumuzu kullanın1960′larda sanayileşmenin belli boyutlara ulaşmasıyla insanlığın gündemi olmaya başlayan “çevre sorunları”, hızlı nüfus artışı, plansız büyüme ve çarpık kentleşme ile birlikte dönemin ekonomik, sosyal ve politik gelişimine paralel olarak ön plana çıkmıştır. 22 Nisan 1970′de, ABD’de 2 milyon kişinin çevre sorunlarına dönük kaygılarını dile getirdiği büyük miting ve eylem, dünyanın kaderine sahip çıkma yanında insanlığın ortak aklının da bir ifadesi olarak önemlidir. Büyük eylemin yapıldığı tarih, yıllar sonra DÜNYA GÜNÜ ilan edilmiş ve o günden beri Nisan ayının 22. günü dünyanın yüz yüze kaldığı küresel çevre sorunlarını gündeme taşımak ve toplumsal duyarlılık yaratarak insanlığı harekete geçirmek amacıyla, geleceğe ve yaşama sahip çıkma noktasında benimsenmiştir.
Bugün dünyada insanlığın ve doğanın ortak varlığı olan suyu piyasa değeri olan bir metaya dönüştürmek isteyen küresel piyasa aktörleri iş başında. Suyu ekonomik bir mal olarak tanımlayarak üretiminden dağıtımına kadar suyla ilgili bütün süreci piyasa mantığıyla yönetmek isteyenler bu yıl Dünya Su Forumu şemsiyesi altında ülkemizde, İstanbul’da bir araya geldi. Küresel sermayenin yeni pazar arayışlarından sadece birisi olan Dünya Su Forumu dünyamızdaki eşitsizlikleri artırıyor ve suyun canlılar için temel bir hak olduğunu görmek istemiyor.
Öte taraftan “küresel ısınmaya bağlı küresel iklim değişikliği” konusu tek başına ele alınarak çözülebilecek bir sorun olarak görülmeye devam ediyor. Bu noktada, bir başka örnek Kyoto Protokolü tartışmalarında yaşanıyor: Kyoto Protokolü ile yürütülmeye çalışılan süreçte hayatın vazgeçilmez öğesi olan soluduğumuz hava ve onu içinde barındıran atmosfer alınır-satılır, ticari bir metaya dönüştürülmeye çalışıyor. Çağlar boyunca doğaya hakim olabileceğini, ona hükmederek şekillendirebileceğini düşünen insanoğlu hala doğanın bir parçası olduğunu ve onun milyonlarca yılda oluşturduğu denge içinde doğanın kuralları ile yaşaması gerektiğini kabul edemiyor.
İnsanlık küresel kapitalizm ve tüketim çılgınlığı girdabında, doğayla yürüttüğü bu hakimiyet mücadelesinde yaptığı her etkinin karşılığında doğadan defalarca aldığı uyarıları görmezden gelmeye devam ediyor. Ozon tabakasındaki incelmeyle verilen uyarı, küresel bazda ısınmayla devam ediyor.
Türkiye’de AKP hükümetinin enerji, madencilik ve ormancılık alanlarındaki politikalarının izdüşümü de tüm dünyada hakim kılınmaya çalışılan “neo-liberal” politikalardan farklı olmuyor. Hükümet orman talanından hukuksuz, denetimsiz madencilik faaliyetlerinin önünün açılmasına, akarsuların bile satışa çıkarılmasından nükleer santral yatırımlarına kadar bir dizi yanlış politika ile ekoloji ve çevre alanında hiç bir duyarlılığı olmadığını her icraatında gözler önüne seriyor.
Türkiye hala içme suyundan kanalizasyon ve katı atığa kadar pek çok asgari altyapı hizmetinden bile yoksun yaşıyor. Altyapı ve çevre yatırımlarına ayrılan kamu sektörü harcamaları 2003 yılından 2006 yılına kadar bakıldığında sürekli bir azalma gösteriyor. Çevre ve Orman Bakanlığı’nın 2008 yılı Çevresel Göstereler yayınına göre kamu sektörü çevresel yatırım harcamalarının gayrisafi yurtiçi hasıla içindeki payı 2003 yılında binde 4,28, 2004 yılında binde 4,16, 2005 yılında binde 4,18, 2006 yılında ise binde 3,84 olarak yer alıyor.
Dünyanın doğum gününde; bu karamsar tablonun dışında ve bu tabloyu değiştirmek için, dünyamıza, ülkemize, yaşama ve geleceğimize sahip çıkmak için daha güzel ve yaşanabilir bir dünya umudu ile mücadelemiz sürüyor.
TMMOB Çevre Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu